Zihnimiz Neden Hep En Kötü İhtimali Düşünüyor?


Bazen aslında hiçbir şey olmamıştır.

Bir mesaj biraz geç gelir.
Biri sana farklı bakar.
İyi giden bir şey aniden belirsizleşir.
Bir sessizlik olur.

Ve zihin beklemeyi sevmez.

Hemen bir şey üretir.

“Kesin bir şeyler ters gitti.”
“Herhalde benden kaynaklanan bir şey vardır.”
“Ben yine hazırlıksız yakalanacağım.”

Henüz ortada kesinleşmiş hiçbir şey yoktur.

Ama zihin çoktan olabilecek en kötü yere gitmiştir.

Ve insan bir noktada kendine sorar:

“Zihnim neden hep en kötü ihtimali düşünüyor?”

Belki de mesele sandığımız kadar basit değildir.

Çünkü zihin kötü senaryolar üretirken her zaman bizi üzmeye çalışmaz.

Bazen tam tersine, bizi korumaya çalışır.

Sadece bunu oldukça yorucu bir yolla yapar.

Zihin belirsizliği neden kötü senaryoyla doldurur?

Belirsizlik, zihin için gerçekten zor bir alandır.

Çünkü net olmayan şeylerin içinde kontrol yoktur.

Cevap yoktur.
Sonuç belli değildir.
Tutunacak kesin bir bilgi yoktur.

Ve zihin bu boşluğu kendi tahminleriyle doldurmaya başlar.

Ne yazık ki kendini güvende hissetmediğinde bu tahmin çoğu zaman:

“Her şey yolunda olabilir.”

değil,

“Ya kötü bir şey olursa?”

olur.

Bunun sebebi zihnin sadece kötümser olması değildir.

Zihnin önceliklerinden biri tehlikeyi mümkün olduğunca erken fark etmektir.

Bu yüzden olumsuz ihtimaller dikkatimizi bazen iyi ihtimallerden daha hızlı çekebilir.

Zihin sessizce şöyle bir hesap yapar:

“En kötüsünü önceden görürsem, hazırlıksız yakalanmam.”

Ve tam da bu yüzden henüz hiçbir şey olmamışken bile içeride bir alarm başlayabilir.

En kötü ihtimali düşünmek bazen eski bir korunma refleksidir

Daha önce hazırlıksız yakalandıysan, beklemediğin bir şey yaşadıysan veya kendini güvende hissettiğin bir anda hayal kırıklığına uğradıysan, zihin bunu kolay kolay unutmaz.

Benzer bir belirsizlikle yeniden karşılaştığında eski deneyimi hatırlatabilir:

“Bir daha aynı şeyi yaşamak istemiyorum.”

İşte o anda en kötü ihtimali düşünmek yalnızca bir düşünce olmaktan çıkar.

Bir korunma biçimine dönüşür.

Bu yüzden bazı insanlar küçük bir sessizlikte bile gerilir.

Bazıları iyi giden bir şeyin mutlaka bozulacağını düşünür.

Bazıları güzel bir haber aldığında bile tam olarak rahatlayamaz.

Çünkü bazen mesele yalnızca şu anda olan şey değildir.

Şu anın, geçmişten kalan bir duyguyu yeniden uyandırmasıdır.

Zihin geçmişte öğrendiği bir tehlike işaretini bugün de görmeye çalışabilir.

Ama burada önemli bir ayrım vardır:

Geçmişte bir şeyin kötü sonuçlanmış olması, bugün de aynı şeyin olacağı anlamına gelmez.



Belirsizlik neden bu kadar rahatsız edici gelir?

Aslında bazen bizi en çok geren şey kötü bir sonuç değildir.

Sonucu bilmemektir.

Mesaj neden gelmedi?

Karşımdaki neden sessiz?

Bu iş neden hâlâ sonuçlanmadı?

Bir şey mi değişti?

Zihin kesinlik ister.

Çünkü kesin olan şey, hoşumuza gitmese bile anlaşılabilirdir.

Belirsizlikte ise neyle karşılaşacağını bilemezsin.

Ve zihin bazen:

“Bilmiyorum.”

demek yerine,

“Kesin kötü bir şey oluyor.”

demeyi tercih eder.

Çünkü kötü de olsa bir cevap bulmuştur.

Oysa:

“Ne olduğunu bilmiyorum.”

ile

“Kötü bir şey oluyor.”

aynı şey değildir.

Bazen ortada yalnızca henüz cevabı gelmemiş bir soru vardır.

Belirsizlik karşısında her şeyi kontrol etmeye çalışma ihtiyacı da buradan büyüyebilir. Bu his sana tanıdık geliyorsa Neden Her Şeyi Kontrol Etmeye Çalışıyoruz? yazısında bunun başka bir tarafını da anlattım.

Kaygı neden kötü ihtimali gerçek gibi hissettirir?

En zor taraflardan biri de budur.

Zihin bir senaryo üretir.

Sonra beden bu senaryoya tepki vermeye başlar.

Kalp hızlanabilir.
Göğüste bir sıkışma hissedilebilir.
Omuzlar gerilebilir.
İçinde açıklayamadığın bir huzursuzluk oluşabilir.

Düşünce tekrar tekrar zihnine gelir.

Ve beden o ihtimale gerçekmiş gibi tepki verdikçe insan şunu düşünebilir:

“Bu kadar gerçek hissediyorsa, demek ki bir şey var.”

Oysa burada önemli bir ayrım vardır.

Gerçek olan bazen tehlikenin kendisi değil,

zihnin ve bedenin verdiği alarmdır.

Hissettiğin şey gerçektir.

Ama hissettiğin şeyin anlattığı hikâye her zaman gerçek olmak zorunda değildir.

Bir düşüncenin güçlü olması, onun doğru olduğu anlamına gelmez.

En kötü senaryoyu düşünmek neden alışkanlığa dönüşür?

Bazen insan kötü ihtimali düşündüğünde kendini daha hazırlıklı hisseder.

Çünkü iyi bir şey ummak kırılgan hissettirebilir.

İyiye güvenmek riskli gelebilir.

Rahatlamak, savunmasız olmak gibi hissedilebilir.

Ve zihin şöyle bir yol seçebilir:

“En kötüsünü düşüneyim ki fazla umutlanmayayım.”

“Hazırlıklı olayım ki daha az üzülürüm.”

“Kötüsünü beklersem sürpriz yaşamam.”

İlk bakışta bu düşünce koruyucu görünebilir.

Ama zamanla başka bir şey olur.

Henüz yaşanmamış sorunları zihninde tekrar tekrar yaşamaya başlarsın.

Gerçekte yalnızca bir kez yaşanabilecek bir olumsuzluğu,

zihninde onlarca kez yaşayabilirsin.

Bir noktadan sonra hayatın içinde olanlarla değil,

olabilecek kötülüklerle mücadele etmeye başlarsın.

Ve bu gerçekten çok yorucudur.

Zihin neden en kötü ihtimale bu kadar kolay inanır?

Çünkü olumsuz ihtimaller çoğu zaman daha fazla dikkat çeker.

Bir gün içinde birçok şey yolunda gider.

Ama tek bir belirsizlik bütün dikkati üzerine çekebilir.

On kişinin sana normal davranması değil,

bir kişinin farklı davranması zihninde kalabilir.

On güzel ihtimal değil,

bir kötü ihtimal tekrar tekrar dönebilir.

Bu tür düşünme bazen felaketleştirme olarak da adlandırılır.

Yani henüz sonucu belli olmayan bir durumda zihnin hızlıca en kötü sonuca gitmesi.

Ama önemli olan şu:

Zihninin bir senaryo üretmesi,

o senaryonun gerçekleşeceğine dair bir kanıt değildir.

Peki zihnimiz neden bunu tekrar tekrar yapıyor?

Çünkü zihin tekrar ettiği yolları zamanla daha kolay kullanmaya başlar.

Bir belirsizlik gelir.

Zihin kötü ihtimali üretir.

Sen o ihtimali uzun süre düşünürsün.

Sonra başka bir belirsizlik gelir.

Zihin aynı yolu yeniden kullanır.

Bir süre sonra bu neredeyse otomatikleşebilir.

Daha ne olduğunu anlamadan kendini yine aynı düşüncenin içinde bulursun.

“Ya kötü bir şey olursa?”

Bu nedenle bazı şeyleri fazla kafaya takmak da sadece olayın kendisiyle ilgili olmayabilir.

Bazen zihnin yıllardır kullandığı bir düşünme yoluyla ilgilidir.

Eğer aynı düşünceleri tekrar tekrar zihninde döndürdüğünü fark ediyorsan Neden Bazı Şeyleri Fazla Kafaya Takıyoruz? yazısında bu düşünce döngülerinin başka bir tarafına da bakabilirsin.

Bu düşünce döngüsü nasıl yavaşlar?

Bir anda tamamen kaybolmayabilir.

Ama fark edildiğinde gücü azalabilir.

Amaç zihnine:

“Böyle düşünme.”

demek değildir.

Çünkü düşünceleri zorla susturmaya çalışmak çoğu zaman onları daha görünür hâle getirir.

Asıl mesele düşünceyle arana küçük bir mesafe koyabilmektir.

1. Gerçekle ihtimali birbirinden ayır

Zihnin:

“Kesin kötü bir şey oldu.”

dediğinde kendine sor:

“Şu anda gerçekten bildiğim şey ne?”

Sonra:

“Benim eklediğim senaryo ne?”

Örneğin:

Gerçek: Mesaja henüz cevap gelmedi.

Senaryo: Bana kızdı, bir şey ters gitti veya artık benimle konuşmak istemiyor.

Bu iki şeyi ayırmak küçük görünür.

Ama zihnin ürettiği hikâyenin gücünü azaltabilir.

2. “Bilmiyorum” demeye izin ver

Bazen en doğru cevap gerçekten:

“Bilmiyorum.”

olabilir.

Ve bunu şöyle tamamlayabilirsin:

“Şu an sadece bilmiyorum. Bu, kötü olduğu anlamına gelmiyor.”

Her boşluğu hemen doldurmak zorunda değilsin.

Her belirsizliğin içinde gizli bir tehlike olmayabilir.

Bazen cevap sadece henüz gelmemiştir.

3. Kendine “Başka ne olabilir?” diye sor

Zihin genellikle tek senaryoya yapışır.

Bu nedenle kendine şunu sor:

“Başka ne olmuş olabilir?”

Daha basit bir açıklama var mı?

Daha nötr bir ihtimal olabilir mi?

Buradaki amaç kendini kandırmak veya zorla olumlu düşünmek değildir.

Ama zihnin:

“Sadece bu olabilir.”

iddiasını biraz yumuşatmaktır.

Çünkü çoğu durumda tek bir ihtimal yoktur.

4. Bedenini de sakinleştir

Bazen zihni yalnızca düşünerek sakinleştirmeye çalışırız.

Ama kaygı bedende de yaşanır.

Bu yüzden birkaç yavaş nefes almak,

omuzlarını gevşetmek,

ayaklarının yere temasını fark etmek,

bulunduğun yerde gördüğün şeylere dikkat etmek

zihnin gelecekteki bir senaryodan tekrar şu ana dönmesine yardımcı olabilir.

Çünkü beden alarmdayken zihne:

“Her şey yolunda.”

demek her zaman yeterli olmaz.

Önce bedenin de biraz güven hissetmesi gerekir.

Her düşündüğün şey bir işaret değildir

Zihin bazen çok ikna edici konuşabilir.

“İçime doğdu.”

“Kesin bir şey var.”

“Boşuna böyle hissetmiyorum.”

Ama güçlü bir düşünce ile doğru bir düşünce aynı şey değildir.

Bazen zihnin sadece ihtimal üretir.

Bazı ihtimaller gerçekleşir.

Bazıları gerçekleşmez.

Bazılarıysa hiç olmayacakken saatlerce bizi meşgul eder.

Bu yüzden zihninden geçen her şeyi susturmak zorunda değilsin.

Ama

her düşündüğün şeye inanmak zorunda da değilsin.

Küçük Bir Düşünce Parçası

Zihin en kötü ihtimali düşündüğünde seni sabote etmeye çalışmaz.

Çoğu zaman seni korumaya çalışır.

Sadece bunu çok yorucu bir yolla yapar.

Her belirsizlik bir tehdit değildir.

Her sessizlik kötü bir haber değildir.

Her kötü ihtimal bir işaret değildir.

Bazen zihnin ihtiyacı kesin bir cevap değil,

biraz daha güven hissidir.

Son Bir Not

Zihnin sürekli kötü ihtimallere gidiyorsa bunun için kendine kızma.

Önce onu fark etmeye çalış.

Sonra kendine sor:

“Bu bir gerçek mi, yoksa zihnimin ürettiği bir ihtimal mi?”

Ve gerekirse şu cümleyi kendine hatırlat:

“Şu anda bilmiyorum. Ve bilmemem, kötü olduğu anlamına gelmiyor.”

Çünkü bazen zihni sakinleştiren şey bütün cevapları bulmak değildir.

Bazen sadece,

cevap henüz gelmemişken de güvende olabileceğini hatırlamaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uyumadan Önce Zihni Sakinleştirmenin 5 Küçük Yolu

Gece Kafan Susmuyorsa: 3 Adımda Zihinsel Reset

Zihinsel Yorgunluğu Azaltmak İçin Gün İçinde Yapabileceğin 3 Küçük Şey