Mutlu Bir Anın İçinde Bile Neden Bitmesini Düşünürüz?
Sevdiklerinle etrafında toplandığın uzun bir akşam yemeği sofrasını düşün.
Kahkahaların birbirine karıştığı, fondaki müziğin tam da o akşama yakıştığı, zamanın biraz daha yavaş aktığı anlardan biri.
Bir ara konuşulanlardan kopup etrafına bakıyorsun.
Herkes orada.
Sevdiğin insanlar, tanıdık sesler, yarım kalmış tabaklar, masanın üzerinde duran bardaklar…
Her şey birkaç saniyeliğine tam olması gerektiği gibi geliyor.
Ve tam o sırada zihninden küçücük bir düşünce geçiyor:
“Birazdan bu akşam bitecek.”
Herkes evine dönecek.
Masa toplanacak.
Işıklar sönecek.
Bu birkaç saat, hayatının geri kalanında hatırlayacağın sıradan bir anıya dönüşecek.
Oysa henüz hiçbir şey bitmedi.
İnsanlar hâlâ konuşuyor. Müzik hâlâ çalıyor. Sen hâlâ o masadasın.
Ama zihnin artık orada değil.
Sanki birkaç yıl ileri gitmiş ve yaşadığın ana gelecekteki halinin gözlerinden bakmaya başlamışsın.
Birkaç saniye önce yalnızca güzel olan şeyin içine şimdi hafif bir hüzün karışıyor.
Belki sen de bunu yaşamışsındır.
Bir tatilin ortasında eve dönüş gününü düşünmek.
Çocuğunun oyun oynayışını izlerken bir gün büyüyeceğini fark etmek.
Sevdiğin birinin yüzüne bakıp yıllar sonra bugünü özleyebileceğini düşünmek.
Tam mutlu olduğun anda, mutluluğun bir gün biteceğini hatırlamak.
Peki insan neden henüz kaybetmediği bir şeyi özlemeye başlar?
Henüz Geçmiş Olmamış Bir Şeyi Özlemek
Nostaljiyi genellikle geçmişle ilişkilendiririz.
Eski bir şarkı çalar ve yıllar öncesine gideriz. Bir koku çocukluğumuzu hatırlatır. Eski bir fotoğrafa bakıp artık hayatımızda olmayan insanları, yerleri veya eski halimizi özleriz.
Bazen geçmişin bize neden olduğundan daha sıcak ve güvenli göründüğünü Geçmişin Güvenli Limanı: Neden Eski Günleri Özlüyoruz? yazısında konuşmuştuk. Çünkü özlediğimiz her zaman yalnızca geçmişin kendisi değildir; bazen o geçmişte hissettiğimiz güveni, aitliği ya da eski bir halimizi de özleriz.
Ama bazen nostalji geçmişten gelmez.
Bazen gelecekten gelir.
Psikoloji literatüründe anticipatory nostalgia olarak adlandırılan kavram, henüz sona ermemiş bir deneyime onun gelecekteki kaybını düşünerek nostaljik duygular beslemeyi anlatır.
Yani yaşadığın şey henüz bir anı değildir.
Ama zihnin onu şimdiden bir anıya dönüştürmüştür.
Bir tatilin üçüncü gününde denize bakarken “Birkaç gün sonra burada olmayacağım” diye düşünmek bunun küçük bir örneğidir.
Henüz oradasındır.
Deniz önündedir.
Tatil devam ediyordur.
Ama zihnin çoktan dönüş yolculuğuna çıkmıştır.
İnsan zihninin en ilginç özelliklerinden biri tam olarak budur: Bedenimiz bir yerdeyken zihnimiz başka bir zamanda dolaşabilir.
Geçmişe dönebiliriz.
Geleceği hayal edebiliriz.
Henüz gerçekleşmemiş konuşmaları zihnimizde yapabilir, yıllar sonra nasıl hissedeceğimizi tahmin edebiliriz.
Bu yetenek hayatımızı planlamamızı sağlar.
Ama bazen küçük bir bedeli vardır:
Şimdiki zamanı, gelecekte onu kaybetmiş halimizin gözlerinden yaşamaya başlayabiliriz.
Bugünkü Sen Yaşarken, Gelecekteki Sen Özlüyor
Belki bu hissin en tuhaf tarafı, aynı anda iki farklı zamanda yaşıyormuşuz gibi hissettirmesidir.
Bugünkü sen masadadır.
Gelecekteki sen o masayı hatırlıyordur.
Bugünkü sen çocuğunun kahkahasını duyuyordur.
Gelecekteki sen o sesi özlüyordur.
Bugünkü sen sevdiğin insanın yanındadır.
Gelecekteki sen bir gün bugünün ne kadar kıymetli olduğunu düşünecektir.
Ve birkaç saniyeliğine bu iki kişi birbirine karışır.
Bugünkü sen anı yaşarken, gelecekteki sen onu çoktan özlemeye başlar.
Belki bu yüzden bazı sıradan anlar birdenbire çok değerli görünür.
Normal bir pazar kahvaltısı.
Her zamanki aile sofrası.
Çocuğunun odasından gelen ses.
Yıllardır gittiğin yazlık evin balkonu.
Sevdiğin insanla hiçbir şey yapmadan geçirdiğin sıradan bir akşam.
O anda olağanüstü hiçbir şey olmuyordur.
Ama zihnin bir gün bunların değişebileceğini fark ettiği anda, sıradanlığın içindeki değeri görmeye başlar.
Belki de bazen hüzünlenmemizin nedeni kötü bir şey olması değildir.
Tam tersine.
Bir şeyin ne kadar güzel olduğunu fark etmişizdir.
Zihnin zamanda dolaşması elbette yalnızca güzel anlarda ortaya çıkmaz. Bazen geçmişte yaşanmış bir konuşmaya, bir karara ya da artık değiştiremeyeceğimiz bir ana tekrar tekrar döneriz. Zihnin Sürekli Geçmişi Düşünüyorsa Bunun Sebebi Ne? yazısında zihnin neden geçmişe bu kadar sık döndüğüne daha yakından bakmıştık.
Buradaysa farklı bir şey oluyor: Zihin geçmişe dönmek yerine, henüz geçmiş olmamış bir anı şimdiden özlemeye başlıyor.
Mutluluğun İçine Neden Kaybetme Korkusu Karışır?
Bir şeyi değerli bulmak, onun yokluğunu hayal edebilme ihtimalini de beraberinde getirir.
Çünkü önemsemediğimiz şeyleri kaybetmekten pek korkmayız.
Ama sevdiğimiz insanlar, ait hissettiğimiz yerler, huzurlu dönemler ve güzel anlar farklıdır.
Onları kaybetme düşüncesi, tam da onları ne kadar önemsediğimizi fark ettiğimiz yerde ortaya çıkabilir.
Bu yüzden bazen:
“Ne kadar mutluyum.”
düşüncesinin hemen arkasından başka bir düşünce gelir:
“Keşke bu hiç bitmese.”
Ve aslında ikinci cümle, birincinin gölgesi gibidir.
Çünkü “hiç bitmesin” diyebilmek için önce onun bitebileceğini fark etmiş olmamız gerekir.
Zihin bazen yaklaşan bir sonu önceden düşünerek kendisini ona hazırlamaya çalışıyor gibi davranabilir.
Buna biraz şiirsel bir isim verecek olursak:
Kalp kırıklığını taksitlendirmek.
Sanki gelecekte hissedebileceğimiz hüznün küçük bir parçasını bugünden yaşayarak, o gün geldiğinde daha hazırlıklı olacağımızı düşünürüz.
Fakat burada küçük bir paradoks vardır.
Henüz gerçekleşmemiş bir kayba hazırlanırken, henüz bitmemiş bir mutluluktan vazgeçmeye başlayabiliriz.
Geleceğin hüznü bugüne sızar.
Ve korumaya çalıştığımız şeyin içinde tam olarak bulunamaz hâle geliriz.
Anı Kaybetmemeye Çalışırken Anın Kendisini Kaçırmak
Belki de bu nedenle güzel anları yalnızca yaşamak bize bazen yetmez.
Onları saklamak isteriz.
Telefonumuzu çıkarırız.
Fotoğraf çekeriz.
Video kaydederiz.
Bir konserin en sevdiğimiz şarkısında sahneye kendi gözlerimizle bakmak yerine telefon ekranından bakarız.
Çocuğumuz komik bir şey yaptığında bazen ilk refleksimiz gülmek değil, kamerayı açmak olur.
Çünkü zihnimizin bir tarafı şöyle düşünür:
“Bunu unutmamalıyım.”
Bunda yanlış bir şey yok.
Fotoğraflar, videolar ve küçük hatıralar hayatımızın parçalarını saklamanın güzel yolları.
Sorun, bir anı koruma isteği o anın önüne geçtiğinde başlıyor.
“Şu anda çok mutluyum.”
“Bu günü hiç unutmamalıyım.”
“Keşke zaman dursa.”
diye düşünürken farkında olmadan yaşadığımız şeyin biraz dışına çıkabiliriz.
Artık yalnızca anın içinde değilizdir.
Bir yandan da onu izliyor, değerlendiriyor ve gelecekte hatırlanmak üzere kaydediyoruzdur.
Bazen güzel bir anı hatırlamakla o kadar meşgul oluruz ki, onu yaşamayı unuturuz.
Belki de Sorun Bitmesi Değildir
Mutluluğu düşündüğümüzde çoğu zaman onu sürekli olması gereken bir durum gibi hayal ederiz.
İyi bir şey bulduğumuzda onun değişmemesini isteriz.
Güzel bir dönem başladıysa devam etsin.
Sevdiğimiz insanlar hep yanımızda olsun.
Çocuklar hep küçük kalsın.
Bedenimiz değişmesin.
Evler aynı kalsın.
Sofralardan kimse eksilmesin.
Ama hayatın yapısı buna pek izin vermez.
Mevsimler değişir.
İnsanlar değişir.
Biz değişiriz.
Belki de bu yüzden değişim yalnızca yeni bir şeyin başlaması anlamına gelmez; bazen alıştığımız bir şeyin geride kalacağını kabul etmek anlamına da gelir. Neden Değişmekten Korkarız? yazısında da konuştuğumuz gibi, tanıdık olan her zaman iyi olduğu için değil, neyle karşılaşacağımızı bildiğimiz için güvenli gelebilir.
Bir zamanlar hayatımızın merkezinde olan şeyler yıllar sonra küçük birer hatıraya dönüşebilir.
Belki de bizi zorlayan, güzel şeylerin geçici olması kadar onların geçici olduğunu bilmemizdir.
Fakat burada başka bir ihtimal daha var.
Ya bir anın geçici olması onun kusuru değilse?
O akşam yemeği sonsuza kadar sürseydi, bir süre sonra özel bir akşam olmaktan çıkardı.
Tatil hiç bitmeseydi, artık tatil sayılmazdı.
Çocuğun hep aynı yaşta kalsaydı, büyümesini hiç göremezdin.
Belki bazı şeylerin kıymeti biraz da hayatımızdan geçip gitmelerinden gelir.
Bu yüzden bir anın biteceğini düşünmek her zaman o anı mahvetmek zorunda değildir.
Bazen tam tersine bize şunu hatırlatabilir:
“Bak. Şu anda burada olman gereken bir şey oluyor.”
“Evet, Bitecek. Ama Henüz Bitmedi.”
Belki çözüm, zihnimizin geleceğe gitmesini tamamen engellemek değildir.
Zaten bunu yapmak çoğu zaman mümkün olmaz.
Bir gün yine çok güzel bir anın ortasında o tanıdık düşünce gelebilir:
“Bu da bitecek.”
Onunla savaşmak yerine belki küçük bir cevap yeterlidir:
“Evet, bitecek. Ama henüz bitmedi.”
Sonra bulunduğun yere geri dönmek.
Masadaki seslere.
Karşındaki insanın yüzüne.
Elindeki bardağın sıcaklığına.
Dışarıdan gelen rüzgâra.
Çocuğunun kahkahasına.
Çalan şarkıya.
Çünkü gelecekteki senin bugünü özleyecek olması, bugünkü senin onu şimdiden özlemek zorunda olduğu anlamına gelmez.
Bir gün gerçekten anıya dönüştüğünde onu hatırlamak için çok zamanın olacak.
Ama bugün hâlâ yaşanıyor.
Belki mesele güzel anların sonunu hiç düşünmemek değildir.
Onların biteceğini bildiğimiz hâlde, henüz bizimleyken gerçekten orada olabilmektir.
Son Olarak
Bazen hayatın en güzel anlarının içine küçük bir hüzün karışır.
Her şey yolundayken birden o günün biteceğini, insanların evlerine döneceğini, çocukların büyüyeceğini, bugün hayatımızda olan bazı şeylerin bir gün yalnızca hatıralarda kalacağını düşünürüz.
Belki bunu tamamen engellememiz gerekmiyor.
Çünkü bir anın biteceğini fark etmek, bazen onun bizim için ne kadar değerli olduğunu gösterir.
Asıl mesele, gelecekte duyacağımız özlemi bugünden yaşamaya başlayıp başlamadığımızdır.
Bir gün gerçekten o masayı özleyebiliriz.
O evi, o yolculuğu, o sesi, o yaşımızı ya da hayatımızın şu an içinde bulunduğumuz dönemini…
Ama o gün henüz gelmedi.
Bugün hâlâ buradayız.
Belki zihnimiz yeniden geleceğe gidip “Bir gün bunları özleyeceksin” dediğinde ona verebileceğimiz en güzel cevap şudur:
“Biliyorum. Ama henüz bitmedi.”
Çünkü güzel anların sonsuza kadar sürmesini sağlayamayız.
Ama henüz sürerken onların içinde olabiliriz.
Ve belki bazı anların değerini artıran şey, sonsuza kadar bizimle kalmaları değil; kalmayacaklarını bildiğimiz hâlde onları bütün kalbimizle yaşayabilmemizdir.
Düşünce Parçası
Belki bugün sıradan olduğunu düşündüğün bir şey, yıllar sonra dönüp en çok özlediğin şey olacak.
Her sabah duyduğun bir ses.
Sık sık oturduğun bir masa.
Çocuğunun evin içinde bıraktığı oyuncaklar.
Sevdiğin biriyle yaptığın sıradan bir konuşma.
Her zaman orada olacağını düşündüğün bir insan.
Belki de hayatın en kıymetli anları, yaşarken kıymetli olduklarını anlayamadıklarımız değil; kıymetli olduklarını fark edip yine de onların sonunu düşünmeden içinde kalabildiklerimizdir.
O yüzden bugün hayatına bir kez daha bak.
Bir gün özleyeceğin şey belki de çok uzakta, geçmişte değildir.
Belki şu anda tam önündedir.
Peki senin hayatında, daha bitmeden bir gün özleyeceğini bildiğin ne var?


Yorumlar
Yorum Gönder