Neden Her Şeyden Çok Çabuk Sıkılıyoruz?

Bazen bir şeyi istemek, ona sahip olmaktan daha uzun sürer.
Haftalarca araştırdığımız bir eşya birkaç gün sonra evin sıradan bir parçasına dönüşür. Büyük bir hevesle başladığımız uğraş, bir süre sonra köşede bekler. Gitmek için gün saydığımız yerdeyken bile bir sonraki planı düşünmeye başlarız.
Sonra kendimize kızarız: “Ben neden hiçbir şeyden uzun süre memnun kalamıyorum?”
Başlangıçta duyduğumuz heyecan gerçektir. Sonradan azalması da. Ama bu iki duyguyu yan yana koymakta zorlanırız. Bir şeyi gerçekten sevseydik ondan sıkılmayacağımızı düşünürüz. İsteğimizin değişmesini, yanlış seçim yaptığımızın kanıtı sayarız.
Oysa ilk günkü heyecan, bir şeyin hayatımızdaki değerini ölçmek için her zaman iyi bir ölçü değildir.
Bu yazıda sözünü ettiğimiz sıkılma, yapacak hiçbir şey bulamadığımız boş bir öğleden sonradan biraz farklı. Daha çok, “Bunu çok istemiştim. Şimdi neden eskisi kadar mutlu etmiyor?” diye sorduğumuz anlarla ilgili.
Çünkü bazen elimizdeki şey eksilmez. Ona bakarken hissettiğimiz yenilik azalır. Biz de bu değişimi fark etmeden, yeniden aynı heyecanı verecek başka bir şey aramaya başlarız.
İstediğimiz Şeyle Birlikte Bir Duygu da Bekliyoruz
Bir şeyi isterken yalnızca kendisini hayal etmeyiz. Onunla yaşayacağımız hâlimizi de düşünürüz.
Yeni bir defter alınca daha düzenli olacağımızı, bir kursa başlayınca günlerimizin canlanacağını, o tatil gerçekleşince içimizin hafifleyeceğini umarız. Bazen küçük bir alışverişin içine bile büyük bir yenilenme isteği sığdırırız.
Bu beklentiler bütünüyle anlamsız değildir. Yeni bir başlangıç bize alan açabilir. İşimizi kolaylaştıran bir eşya gerçekten rahatlık sağlayabilir. Fakat bir değişikliğin, hayatımızın geri kalanını da kendiliğinden değiştirmesini beklediğimizde yük büyür.
Defter gelir; ertelediğimiz işler de bizimle kalır. Tatil başlar; zihnimizdeki telaş valizden önce odaya yerleşir. Kursun ilk heyecanı geçer; öğrenmek için tekrar yapmak gerekir.
“Demek ki bunu da istemiyormuşum” deriz. Belki de istediğimiz şeyi seviyoruzdur; yalnızca onun bizi sürekli başka biri gibi hissettireceğini ummuşuzdur.
Kendimize sorabileceğimiz bir soru vardır: “Bunun bana ne vermesini bekliyordum?”
Örneğin bir fotoğraf makinesi almayı düşündüğünü varsay. Seni çeken şey fotoğraf çekmek mi, yoksa hafta sonlarını dışarıda geçiren, ayrıntıları fark eden biri olma fikri mi? İkisi birlikte de olabilir. Ama makineyi aldıktan sonra o hafta sonlarına yer açmadığında, beklediğin değişiklik gerçekleşmez. Eşyadan sıkıldığını düşünürken aslında yaşamak istediğin deneyime başlayamamış olabilirsin. Bu ayrımı görmek, bir sonraki alışverişten önce farklı bir adım atmanı sağlayabilir: Elindeki telefonla dışarı çıkıp gerçekten fotoğraf çekmeyi denemek gibi.
Cevap bazen keyif, bazen kolaylık, bazen de uzun zamandır eksikliğini duyduğumuz canlılık olabilir. Beklentimizi tanımak, bir sonraki isteğimize daha açık gözlerle bakmamızı sağlar.
Güzel Olan Şey Nasıl Sıradanlaşır?
Yeni aldığın bir ayakkabıyı ilk günlerde özenle giyersin. Rengini, rahatlığını, kıyafetine nasıl uyduğunu fark edersin. Birkaç hafta sonra kapının önündeki ayakkabılardan biri olur.
Ayakkabı değişmemiştir. Sen ona alışmışsındır.
Psikolojide olumlu değişimlerin verdiği mutluluğun zamanla azalabilmesi, “hedonik adaptasyon” kavramıyla açıklanır. Adı biraz uzak gelebilir; gündelik karşılığı tanıdıktır: Başta özel hissettiren bir şey, zamanla hayatımızın alışılmış bir parçasına dönüşebilir.
Bu, herkesin her şeye aynı hızla alıştığı ya da bütün güzel deneyimlerin aynı şekilde solduğu anlamına gelmez. Yalnızca ilk heyecanın kalıcı olmamasını anlamamıza yardım eder.
Sorun, bu azalmayı hemen değersizlik olarak yorumladığımızda başlar. “Artık beni heyecanlandırmıyor” cümlesinden, “Artık bana hiçbir şey vermiyor” sonucuna geçeriz.
Oysa rahat ayakkabın hâlâ yürüyüşünü kolaylaştırıyordur. Sevdiğin koltuk hâlâ günün sonunda sana yer açıyordur. Öğrendiğin beceri, ilk dersteki coşkuyu vermese de hayatına bir şey katıyordur.
Bazı güzellikler zamanla daha az dikkat çeker. Onlardan yararlanmaya devam ederken, varlıklarını daha seyrek fark ederiz.
Her Şey İlk Günkü Gibi Hissettirmek Zorunda mı?
Yeni başlayan şeylerin duygusu belirgindir. Merak ederiz, anlatmak isteriz, zaman ayırmak daha kolay gelir. Henüz bilmediğimiz çok şey vardır.
Sonra tanışıklık başlar. Sürprizler azalır. Bir uğraşın yalnızca keyifli taraflarını değil, tekrar isteyen taraflarını da görürüz. İlk kez yaptığımız yemeğin heyecanıyla onuncu kez yaptığımız yemeğin duygusu aynı olmaz.
Ama onuncu seferde başka bir şey kazanabiliriz: Elimizin alışması, kendi dokunuşumuzu bulmamız, daha rahat hareket etmemiz.
Bu daha sakin duyguyu kolayca gözden kaçırırız. Çünkü çoğu zaman sevmenin canlı, görünür ve güçlü hissettirmesini bekleriz. Sessizleşen bir ilgiyi, biten bir ilgi sanabiliriz.
Bir kitabın her sayfası bizi sarsmak zorunda değildir. Bir hobinin her anında kendimizi büyülenmiş hissetmeyebiliriz. Bazı günler ona dönmek yalnızca hoşumuza gider; bazı günler hiç istemeyiz.
Bir şeyi sürdürmek için sürekli coşku aradığımızda, ilk sakin dönemi bitiş sanmamız kolaylaşır. Oysa bazen asıl tanışma, başlangıcın parlaklığı azaldığında mümkün olur. Neyi sevdiğimizi, neye emek vermek istediğimizi o zaman daha iyi görürüz.
Bir Sonraki Şeyin Peşinde
Heyecan azalınca önümüzde yeni bir seçenek belirir. Başka bir ürün, farklı bir plan, yeni bir uğraş… “Bu sefer daha uzun sürecek” diye düşünürüz.
Yeni şeyler istemekte yanlış bir taraf yok. Merak etmek, denemek, değişmek hayatın içinde. Fakat henüz yaşadığımız deneyimin tadını alamadan diğerine geçiyorsak, arayışımızı biraz inceleyebiliriz.
Bir filmi izlerken sonraki filmi seçmek, bir yerde otururken başka bir mekân aramak, aldığımız şeyi kullanmadan alternatiflerine bakmak… Bunlar bazen dikkatimizi sürekli ileride tutar.
Elimizdeki deneyim giderek arka planda kalır. Yeni olan ise henüz denenmediği için daha çekici görünür. Zorluklarını, sıradan günlerini, bize uymayan yanlarını bilmiyoruzdur.
Böylece yaşadığımız gerçek bir anı, başka bir ihtimalin en güzel hâliyle karşılaştırırız.
Belki de durup şunu sormak gerekir: “Gerçekten başka bir şey mi istiyorum, yoksa şu an hissetmediğim heyecanı mı arıyorum?”
Bu sorunun cevabı her seferinde aynı olmayabilir. Ama cevabı duymadan yaptığımız değişiklikler, bizi benzer bir noktaya geri getirebilir.
Peki, Gerçekten Sıkıldıysak?
Her sıkılmayı alışmaya bağlamak da doğru olmaz. Bazen seçtiğimiz şey bize uygun değildir. Bazen ilgimiz değişmiştir. Bazen bir uğraşın hayalini severiz ama günlük hâlinden hoşlanmayız.
Resim yapma fikrine ilgi duyup resim yaparken keyif almamak mümkündür. Çok istediğimiz bir kursun bize hitap etmediğini fark edebiliriz. Bir zamanlar sevdiğimiz bir etkinlik artık aynı yere dokunmayabilir.
Bu durumlarda kendimizi kalmaya zorlamamız gerekmez. Bir şeyi istemiş olmak, onu sonsuza kadar isteme yükümlülüğü yaratmaz.
Bazen ilgimizin değiştiğini fark etsek de bırakmak kolay gelmez. Bu duyguyu Bir Şeyi Bırakmak Neden Bu Kadar Zor? yazısında da ele almıştık.
Ayırt etmek için ilk günkü duyguyu aramak yerine bugünkü deneyime bakabiliriz: Bununla ilgilenirken hoşuma giden anlar var mı? Sonrasında kendimi nasıl hissediyorum? Uzaklaşmak mı istiyorum, yoksa farklı bir biçimde devam etmek mi?
Bazen cevabımız “Artık bana uygun değil” olur. Bazen de “Seviyorum ama kendimden fazla şey bekliyorum.”
İkisi farklı seçimlere götürür. Önemli olan, sıkılma duygusunu duyar duymaz kendimize bir etiket yapıştırmamaktır. “Ben zaten her şeyden sıkılırım” dediğimizde, her deneyimin kendine özgü yanını görmemiz zorlaşır.
Ayrıca bir günün duygusuyla bütün ilgimize karar vermek zorunda değiliz. Uykusuz bir akşamda hiçbir şey çekici gelmeyebilir. Yoğun bir haftanın sonunda sevdiğimiz uğraş bile hazırlık gerektirdiği için gözümüzde büyüyebilir. Böyle bir anda “Bundan da sıkıldım” demeden önce, daha rahat olduğumuz bir zamanda nasıl hissettiğimize bakabiliriz. Bu küçük bekleme, kararımızı ertelemekten çok hangi koşullarda verdiğimizi anlamaya yarar.
Çabuk Sıkıldığında Deneyebileceğin Küçük Şeyler
1. Değiştirmeden Önce Biraz Kullan
Bir şeyden sıkıldığını düşündüğünde hemen yenisini aramak yerine, onunla gerçekten ne kadar vakit geçirdiğine bak.
Aldığın malzemelerle bir kez bile uğraşmadıysan, belki henüz uğraştan sıkılmadın. Başlangıç için kurduğun hayal, ilk denemede beklediğin duyguyu vermedi.
Kendine küçük bir deneme alanı aç: Kusursuz bir sonuç beklemeden, kısa bir süre ilgilen. Bu bir sabır sınavı olmasın. Amacın devam etmeye mecbur kalmak değil, kararını gerçek bir deneyime dayandırmak.
2. Her Şeyi Yenilemek Yerine Deneyimi Değiştir
Sevdiğin yürüyüş artık tekdüze geliyorsa başka bir sokaktan geçebilirsin. Yaptığın yemeklerden sıkıldıysan bir malzemeyi değiştirebilirsin. Bir hobide hep aynı sonucu üretmek yerine, daha önce denemediğin küçük bir ayrıntıyla oynayabilirsin.
Bazen ihtiyacımız bütün uğraşı bırakmak değil, onun içinde hareket edecek yer bulmaktır.
Bu küçük değişiklik, sana hâlâ ilgi duyup duymadığını da gösterebilir. Yeni bir yön denediğinde merakın canlanıyorsa, belki bağın bütünüyle kopmamıştır.
3. Bir Deneyimi İkiye Bölmeden Yaşa
Kahveni içerken bir sonraki alışverişe bakmadan birkaç dakika otur. Bir şarkıyı yenisini aramadan sonuna kadar dinle. İzlediğin şeyin yanında başka bir ekran açmamayı dene.
Bu anların çok özel hissettirmesi gerekmiyor. Kendine “Şimdi keyif almalıyım” baskısı da kurma.
Yalnızca aynı anda başka seçenekleri taramadan orada kal. Sonrasında kendine sor: Deneyim gerçekten mi tatsızdı, yoksa dikkatimin büyük kısmı başka yerde miydi? Aradaki farkı görmek, neyi değiştirmek istediğini daha anlaşılır kılabilir.
4. Kaybolan Heyecanın Yanında Kalanı da Gör
Bir şey eskisi kadar heyecan vermediğinde, hayatında hâlâ ne işe yaradığını düşün.
“Bu bana ne katıyor?” sorusunun cevabı bazen çok sade olur: İşimi kolaylaştırıyor. Beni dışarı çıkarıyor. Ellerimle bir şey yapmamı sağlıyor. Günün içinde hoşuma giden kısa bir zaman yaratıyor.
Bunları görmek, kendimizi zorla memnun etmeye çalışmak değildir. Karar verirken yalnızca eksilene değil, devam edene de bakmaktır.
Bazen sevdiğimiz şeyin değeri büyük bir duyguda değil, hayatımızın içindeki küçük işlevinde saklıdır. Bunu fark edince onunla ilişkimiz daha gerçekçi bir yere oturabilir.
Bugün bunun için tek bir şey seçmen yeterli olabilir. Yeni aldığın ama artık fark etmediğin bir eşya, bir süredir ara verdiğin uğraş, hep aynı sandığın bir yürüyüş yolu. Onu yeniden sevmeye çalışmadan biraz zaman geçir. Hoşuna giden bir ayrıntı bulursan gör; bulamazsan bunu da kabul et. Ama cevabı, başka bir seçeneğin cazibesine bakarken değil, o deneyimin içindeyken vermeyi dene.
Küçük bir deneme, bazen uzun sorgulamalardan daha açıklayıcıdır.
Düşünce Parçası
Belki her şeyden çabuk sıkılmıyorsun. Belki bazı şeylerin ilk günkü gibi hissettirmesini bekliyorsun.
Yeni olanın heyecanı geçince geriye kalan duyguyu tanımak zaman alabilir. O duygu bazen rahatlık, bazen tanışıklık, bazen de daha sessiz bir keyiftir.
Elbette değiştirebilirsin. Yeni bir şey deneyebilir, bir uğraşı bırakabilir, başka bir yol seçebilirsin. Ama karar vermeden önce elindekine, ilk günkü parlaklığını aramadan bir kez daha bak.
Bugün sana hâlâ iyi gelen küçük bir yanı var mı?
Bazen cevap, çoktan alıştığın için fark etmediğin bir yerde durur.
Yorumlar
Yorum Gönder