Neden Sürekli Geç Kalıyormuş Gibi Hissediyoruz?

 


Bazı hislerin net bir nedeni vardır.

Yorulursun çünkü çok çalışmışsındır.
Üzülürsün çünkü kötü bir şey yaşamışsındır.
Kırılırsın çünkü biri canını yakmıştır.

Ama bazı hisler daha belirsizdir.

Örneğin şu:

Her şey normal görünürken bile sürekli bir yerlere geç kalıyormuş gibi hissetmek.

Sanki görünmez bir yarış çoktan başlamış ve sen haberini kaçırmışsın gibi.

Birileri senden önce mezun olmuş.
Birileri senden önce evlenmiş.
Birileri senden önce çocuk sahibi olmuş.
Birileri kariyerinde ilerlemiş.
Birileri çoktan “hayatını kurmuş” gibi görünüyor.

Ve sen kendi hayatına bakarken farkında olmadan şu soruyu soruyorsun:

“Ben neden hâlâ buradayım?”

Oysa belki de sorun gerçekten geç kalmış olman değildir.

Belki uzun zamandır kendi hayatını, başkalarının zaman çizelgesiyle ölçüyorsundur.

Neden sürekli geç kalmış gibi hissediyoruz?

Çünkü çoğumuz hayatın belli bir sırayla ilerlemesi gerektiği fikriyle büyüyoruz.

Okul biter.

İş bulunur.

Kariyer ilerler.

Bir ilişki olur.

Evlenilir.

Ev alınır.

Çocuk sahibi olunur.

Belli bir yaşa gelindiğinde insanın hayatında bazı şeylerin çoktan “yerine oturmuş” olması beklenir.

Kimse önümüze resmi bir takvim koymaz.

Ama yıllarca duyduğumuz cümleler, gördüğümüz hayatlar ve toplumsal beklentiler zihnimizde görünmez bir zaman çizelgesi oluşturur.

Sonra kendi hayatımız bu çizelgeye uymadığında şu his ortaya çıkar:

“Bir şeyleri kaçırıyorum.”

İşte sürekli geç kalıyormuş gibi hissetmenin önemli nedenlerinden biri budur.

Hayatın bir takvimi olduğuna kim karar verdi?

Aynı yaşta iki insan düşün.

Biri kariyerinin başındadır.

Diğeri yıllardır çalışıyordur.

Biri yeni bir ilişkiye başlamıştır.

Diğeri boşanmıştır.

Biri çocuk sahibidir.

Diğeri dünyayı gezmek istiyordur.

Bir başkası ise bütün bunlardan tamamen farklı bir hayat kurmuştur.

Aynı yaştadırlar.

Ama aynı yerde değillerdir.

Çünkü hayatlarımız aynı başlangıç noktasından başlamaz.

Aynı şartlara sahip değiliz.

Aynı şeyleri istemiyoruz.

Aynı zorluklardan geçmiyoruz.

Bu yüzden aynı yaşta aynı noktada olmamamız da aslında şaşırtıcı değildir.

Yine de zihnin içinde görünmez bir ölçü cetveli olabilir.

Ve kendi hayatını o cetvele uymadığı için eksik görebilirsin.

Özellikle bu his zamanla “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyorsa, Neden Kendimizi Yetersiz Hissederiz? yazısında bunun başka bir tarafını da ele alıyorum.

Sosyal medya neden geç kalmış gibi hissettiriyor?

Eskiden insanlar çoğunlukla yakın çevrelerindeki insanlarla kıyaslanırdı.

Şimdi ise neredeyse dünyanın geri kalanıyla.

Bir sabah telefonunu açıyorsun.

Birisi yeni işini paylaşmış.

Birisi nişanlanmış.

Birisi yeni evine taşınmış.

Birisi başka bir ülkede.

Birisi hayalini gerçekleştirmiş.

Birisi kendi işini kurmuş.

Bunların her biri farklı insanlara ait.

Farklı hayatların, farklı dönemlerinden alınmış küçük anlar.

Ama zihin bunları bazen tek bir büyük hikâye hâline getiriyor:

“Herkes ilerliyor.”

Ve hemen ardından:

“Ben geride kalıyorum.”

Oysa gördüğün şey kimsenin hayatının tamamı değildir.

Çoğu zaman yalnızca paylaşmaya değer bulunan birkaç saniyedir.

Beklemeleri görmezsin.

Kararsızlıkları görmezsin.

Başarısız denemeleri görmezsin.

Kimsenin kendi odasında:

“Ben ne yapıyorum?”

diye düşündüğü anlar paylaşılmaz.

Ama zihin birkaç saniyelik görüntülerden yıllarca süren sonuçlar çıkarabilir.

Geç kalma hissi çoğu zaman zamandan değil, kıyaslamadan doğar

Bir hedefe henüz ulaşmamış olmak ile geç kalmış olmak aynı şey değildir.

Ama zihin bazen bu ikisini birbirine karıştırır.

Çünkü kendi bulunduğun noktaya bakmak yerine başkasının bulunduğu noktayı referans almaya başlarsın.

Bir arkadaşının başarısı senin başarısızlığın değildir.

Bir başkasının senden önce evlenmesi senin geç kaldığın anlamına gelmez.

Birinin kariyerinde hızlı ilerlemesi senin yanlış yolda olduğunu göstermez.

Fakat sürekli dışarıya baktığında kendi yolunu görmek zorlaşır.

Ve insan kendi yoluyla bağlantısını kaybettiğinde,

bulunduğu her yer yanlış görünmeye başlayabilir.

Bazen insanın içindeki eleştirel ses de bu kıyaslamayı büyütür:

“Daha ileride olmalıydın.”

“Bunu çoktan yapmış olman gerekiyordu.”

“Herkes senden daha iyi gidiyor.”

Bu ses sana tanıdık geliyorsa İçimizdeki Eleştirmenin Sesini Nasıl Kısarız? yazısı da bu iç baskının nereden geldiğini anlamana yardımcı olabilir.

“Şu yaşta bunu yapmış olmalıydım” düşüncesi nereden geliyor?

Bazen kendimize söylediğimiz cümlelere dikkat etmek gerekir.

“Bu yaşta hâlâ…”

“Şimdiye kadar çoktan…”

“Artık yapmış olmam gerekirdi…”

Bu cümlelerin içinde gizli bir varsayım vardır:

Hayatta bir şeylerin olması gereken doğru bir zaman olduğu.

Ama çoğu zaman bu “doğru zamanın” nereden geldiğini hiç sorgulamayız.

Gerçekten sen mi böyle istiyorsun?

Yoksa çevrende gördüğün için mi bunu kendinden bekliyorsun?

Bir şeyi gerçekten arzulamak ile,

o yaşta o şeye sahip olman gerektiğini düşünmek

aynı şey değildir.

Bu ayrımı fark etmek bazen çok rahatlatıcı olabilir.

Çünkü insan bazı hedefleri aslında istediği için değil,

geç kaldığını hissetmemek için kovalamaya başlayabilir.




Sürekli yetişmeye çalışmak neden bu kadar yorucu?

Çünkü bitiş çizgisi sürekli hareket eder.

Bir şeyi başarırsın.

Bir süre sonra yeni bir hedef belirir.

Ona ulaşırsın.

Bu kez başka bir şey eksik görünür.

Zihin çoğu zaman sahip olduğun şeyi kısa sürede normalleştirir ve yeniden ulaşamadığı noktaya bakmaya başlar.

Bu yüzden bazı insanlar yıllardır istediği şeye ulaştığında bile:

“Tamam, şimdi rahatlayabilirim.”

diyemez.

Çünkü mesele artık o hedef değildir.

Mesele hep bir sonraki noktaya bakma alışkanlığıdır.

Ve hayat sürekli yetişilecek bir sonraki durağa dönüşür.

Bir süre sonra insan kendi hayatını yaşamaktan çok,

hayatın gerisinde kalmamaya çalışır.

Asıl yorgunluk da bazen burada başlar.

Peki bu geç kalmışlık hissiyle ne yapmalı?

Amaç kendine:

“Kimseyle kıyaslama.”

demek değil.

Çünkü bunu tamamen bırakmak her zaman kolay değildir.

Ama kıyaslamanın hayatını yönetmesini biraz azaltabilirsin.

1. Kendi zaman çizelgen olduğunu hatırla

Başkalarının hayatı sana fikir verebilir.

Ama ölçü olmak zorunda değildir.

Her insanın koşulları,

başlangıç noktası,

imkânları,

öncelikleri

ve istediği hayat farklıdır.

Kendi hızını başkasının hızına göre değerlendirmek,

iki farklı hikâyeyi aynı cetvelle ölçmeye çalışmak gibidir.

2. Sadece eksik olana bakma

Zihin genellikle henüz olmayan şeye odaklanır.

Bu yüzden bazen bilinçli olarak geriye dönmek gerekir.

Kendine şunu sor:

“Son üç yılda hayatımda neler değişti?”

Neleri öğrendin?

Neleri bıraktın?

Hangi şeyleri artık eskisi kadar dert etmiyorsun?

Hangi zor dönemlerden geçtin?

Belki dışarıdan büyük görünmeyen ama seni değiştiren ne yaşadın?

Çünkü ilerleme yalnızca terfi, evlilik, para veya büyük başarılarla ölçülmez.

Bazen sınır koymayı öğrenmek ilerlemedir.

Bazen bir şeyi bırakabilmek.

Bazen eskiden seni dağıtan bir şeyin artık aynı güce sahip olmaması.

Bunların hepsi hayatın içinde yol almaktır.

3. Hayatı bir kontrol listesi gibi yaşamayı bırak

Bazı şeyler planlanabilir.

Bazıları planlanamaz.

Hayat yalnızca tamamlanan maddelerden oluşmaz.

Okul. ✔️

İş. ✔️

Evlilik. ✔️

Ev. ✔️

Çocuk. ✔️

Bu listeyi tamamlamak, otomatik olarak iyi bir hayat yaşadığın anlamına gelmez.

Çünkü hayatın bazı önemli parçalarının kutucuğu yoktur.

Huzur.

Merak.

Aidiyet.

Kendini tanımak.

Sevdiğin insanlarla geçirilen zaman.

Kendinle daha iyi bir ilişki kurmak.

Ve bazen büyümek yeni bir şey kazanmak değildir.

Eski bir yükü bırakmaktır.

Bu da ilerlemedir.

4. Başkalarının zamanına değil, kendi yönüne bak

Belki de sormamız gereken soru:

“Ne kadar hızlı gidiyorum?”

değildir.

Daha iyi soru şudur:

“Gittiğim yön bana ait mi?”

Çünkü yanlış yolda hızlı gitmek,

doğru yolda yavaş ilerlemekten daha iyi değildir.

Bir hedefe geç ulaşmak,

sana ait olmayan bir hedefe erken ulaşmaktan çok daha kötü olmayabilir.

5. Kendine yetişmeye çalış

Çoğu zaman başkalarına yetişmeye çalışıyoruz.

Ama belki ihtiyacımız olan şey kendimize yetişmektir.

Ne istediğimizi yeniden duymak.

Neye gerçekten değer verdiğimizi hatırlamak.

Hangi hayatın dışarıdan iyi göründüğünü değil,

hangi hayatın içeriden bize ait hissettirdiğini anlamak.

Bazen huzur daha hızlı gidince gelmez.

Kendi ritmini bulunca gelir.

Küçük Bir Düşünce Parçası

Belki de geç kalmıyorsun.

Belki sadece uzun zamandır

başkalarının saatine bakıyorsun.

Ve bu yüzden kendi zamanını göremiyorsun.

Son Bir Not

Hayat bir yarış olsaydı,

hepimizin aynı yerden başlaması gerekirdi.

Ama başlamadık.

Aynı imkânlara sahip değiliz.

Aynı şeyleri yaşamadık.

Aynı şeyleri istemiyoruz.

Bu yüzden aynı zamanda aynı noktada olmamız da gerekmiyor.

Kendine biraz daha adil davran.

Çünkü bazen geç kalmış gibi hissetmek,

gerçekten geç kaldığın anlamına gelmez.

Sadece uzun zamandır kendini başkalarının takvimiyle ölçüyor olabilirsin.

Ve belki artık sorman gereken soru:

“Neden onlar kadar ilerlemedim?”

değil,

“Ben aslında nereye gitmek istiyorum?”

sorusudur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uyumadan Önce Zihni Sakinleştirmenin 5 Küçük Yolu

Gece Kafan Susmuyorsa: 3 Adımda Zihinsel Reset

Zihinsel Yorgunluğu Azaltmak İçin Gün İçinde Yapabileceğin 3 Küçük Şey