Neden Her Şeyi Kişisel Algılıyoruz?

 


Hiç böyle düşündüğün oldu mu?

Bir arkadaşın mesajına kısa cevap verdi ve bütün gün bunu düşündün.

İş yerinde biri selam vermedi, "Acaba bana mı kırgın?" diye aklından geçirdin.

Toplantıda söylediğin fikre kimse yorum yapmadı ve "Demek ki söylediğim şey önemsizdi." diye hissettin.

Aslında ortada kesin bir kanıt yoktu.

Ama zihnin, eksik kalan parçaları kendi yorumlarıyla tamamladı.

Üstelik bu yorumların merkezinde hep sen vardın.

Peki neden?

Neden çoğu zaman insanların davranışlarını kendimizle ilişkilendiriyoruz?


Beynimiz Boşlukları Doldurmayı Sever

İnsan beyni belirsizlikten hoşlanmaz.

Bir olayın nedenini bilmiyorsa, cevabı kendi üretmeye çalışır.

Bu özellik hayatta kalmamız için oldukça faydalıdır. Çünkü geçmişte hızlı yorum yapabilmek tehlikeleri erken fark etmemizi sağlıyordu.

Ancak modern hayatta aynı sistem bazen gereğinden fazla çalışır.

Birinin sessiz kalmasını,

yorgun görünmesini,

mesajına geç dönmesini...

hemen kendimizle ilişkilendirebiliriz.

Oysa çoğu zaman gerçek neden çok daha sıradandır.


Kendimizi Hikâyenin Merkezine Koyuyoruz

Aslında hepimiz kendi hayatımızın başrolüyüz.

Gün boyunca en çok kendi düşüncelerimizi, duygularımızı ve yaşadıklarımızı deneyimliyoruz.

Bu yüzden beynimiz, çevremizde olan biteni de doğal olarak kendimiz üzerinden yorumlamaya eğilimlidir.

Psikolojide buna "Spotlight Effect" (Spot Işığı Etkisi) denir.

Yani insanların bizi sandığımızdan çok daha fazla izlediğini, davranışlarımızı fark ettiğini ve bizim hakkımızda düşündüğünü zannederiz.

Gerçekte ise herkes kendi hayatının telaşıyla meşguldür.

Senin saatlerce düşündüğün bir cümleyi karşı taraf belki beş dakika sonra tamamen unutmuştur.


Geçmiş Deneyimler Bu Eğilimi Güçlendirebilir

Her şeyi kişisel algılamak yalnızca bugünkü olaylarla ilgili değildir.

Çocuklukta sürekli eleştirilen,

hata yaptığında sert tepki gören,

sevgi görmek için sürekli "doğru" davranmaya çalışan kişiler,

zamanla çevrelerini daha dikkatli okumayı öğrenebilir.

Bu durum bir süre sonra otomatikleşir.

Birinin yüz ifadesi değiştiğinde,

ses tonu farklı çıktığında,

eskisi kadar sıcak davranmadığında...

beyin hemen alarm verir.

"Kesin bir şey yaptım."

Oysa bazen karşındaki insanın yaşadığı şeyin seninle hiçbir ilgisi olmayabilir.


Her Sessizlik Reddedilmek Anlamına Gelmez

Zihnimiz bazen tek bir açıklamaya odaklanır.

Mesaj gelmedi.

"Benden sıkıldı."

Selam vermedi.

"Bana kızgın."

Toplantıda konuşmadı.

"Beni önemsemiyor."

Bu düşünceler kulağa gerçek gibi gelir.

Çünkü onları kendi zihnimiz üretmiştir.

Fakat düşünceler her zaman gerçeklerin aynası değildir.

Onlar sadece olası senaryolardan biridir.


Bunun Bedelini Fark Etmeden Ödüyoruz

Her şeyi kişisel algılamak yalnızca birkaç dakikalık bir düşünce değildir.

Zamanla zihinsel enerjimizi tüketmeye başlar.

Bir konuşmayı tekrar tekrar analiz ederiz.

Söylediğimiz cümleleri defalarca aklımızdan geçiririz.

"Aslında bunu demeseydim."

"Keşke öyle bakmasaydım."

"Acaba yanlış mı anlaşıldım?"

Bu düşünceler çoğu zaman hiçbir şeyi değiştirmez.

Ama günün sonunda bizi yorar.

Asıl yorucu olan olayın kendisi değil, onun zihnimizde tekrar tekrar oynatılmasıdır.


Kendine Şu Soruyu Sor

Bir arkadaşın sana gelip şunu söylese:

"Patronum bugün bana günaydın demedi. Sanırım benden nefret ediyor."

Muhtemelen şöyle cevap verirdin:

"Belki sadece dalgındı."

İlginç olan şu:

Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimize göstermekte çok zorlanıyoruz.

Kendimiz söz konusu olduğunda en olumsuz ihtimali seçmeye daha yatkınız.


Bunu Fark Etmeye Yardımcı Olacak 5 İşaret

Aşağıdaki durumlar sana tanıdık geliyorsa, olayları gereğinden fazla kişisel algılıyor olabilirsin:

  • Sessizlikleri hemen olumsuz yorumlamak.
  • İnsanların yüz ifadelerini sürekli analiz etmek.
  • Geç cevap verilen mesajlar hakkında senaryolar kurmak.
  • Küçük eleştirileri günlerce düşünmek.
  • Başkalarının ruh hâlinden kendini sorumlu hissetmek.

Bunlardan birini bile zaman zaman yaşaman oldukça normaldir.

Önemli olan bunun otomatik bir alışkanlığa dönüşüp dönüşmediğini fark etmektir.


Bu Döngüyü Kırmak İçin Küçük Bir Alışkanlık

Bir dahaki sefere zihnin hemen "Kesin benim yüzümden." dediğinde dur ve kendine şu üç soruyu sor:

Bunun gerçekten bir kanıtı var mı?

Bunun benimle ilgisi olmayan başka bir açıklaması olabilir mi?

En yakın arkadaşım aynı şeyi yaşasaydı ona ne söylerdim?

Bu üç soru, zihnin otomatik olarak ürettiği ilk yorumu sorgulamana yardımcı olur.

Her zaman doğru cevabı buldurmaz.

Ama seni tek bir olumsuz senaryoya sıkışmaktan kurtarır.


Sonuç

Her şeyi kişisel algılamak, zayıf olduğun ya da fazla hassas olduğun anlamına gelmez.

Bu, beyninin belirsizlikleri anlamlandırmaya çalışırken bazen fazla korumacı davranmasının doğal bir sonucudur.

Fakat her düşünceye inanmak zorunda değilsin.

Çünkü insanlar çoğu zaman seni düşündüğünden daha az düşünüyor.

Ve bu kötü bir haber değil.

Aksine...

Üzerinden büyük bir yükü alabilecek kadar özgürleştirici bir gerçek.


Düşünce Parçası

Bazen zihni rahatlatan şey, herkesten onay almak değildir.

Her şeyin seninle ilgili olmadığını fark etmektir.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uyumadan Önce Zihni Sakinleştirmenin 5 Küçük Yolu

Gece Kafan Susmuyorsa: 3 Adımda Zihinsel Reset

Zihinsel Yorgunluğu Azaltmak İçin Gün İçinde Yapabileceğin 3 Küçük Şey